Hippoterapi Türkiye Projesi ile Eskişehir Osmangazi Üniversitesi’nde yaptıkları atlı terapi sürecinden ve bu tedavi yönteminin henüz Türkiye’de yeni yeni tanınmaya başladığından bahseden Dr. Cafer Yıldırım, “Atın sorumluluğu antrenöre, hastanın ise terapistlere aittir” dedi.

Dünyada modern Hippoterapi (at ile terapi) yöntemi, Avrupa’da 1940’lı yıllardan itibaren uygulanmaya başlansa da Türkiye’de henüz yeni yeni popülerleşmeye başladı. Atın iyileştirici etkisinden yararlanılan bu tedavi biçimi hem zihinsel hem de bedensel engellere olumlu anlamda katkıda bulunuyor. Hippoterapi Türkiye Projesi’nin, Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu ve Sağlık Bakanlığı tarafından kabul edilmesi sonucu Eskişehir Osmangazi Üniversitesi’nde oluşturdukları merkezde, uluslararası Hippoterapi tedavi standartlarını yakalamaya çalıştıklarını ifade eden Dr. Cafer Yıldırım; otizm, beyin felci, iltihaplı romatizma, kafa travması, inme, omurilik felci, davranış bozuklukları ve psikiyatrik bozukluklar gibi nörolojik ya da diğer engelleri bulunan hastaların, bu tedavi süreci sonrasında kademe kademe gelişme gösterdiklerini ve sonuç olarak iyi dönütler aldıklarından bahsetti.

Eskişehir'in tarihi bölgesi doldu taştı Eskişehir'in tarihi bölgesi doldu taştı

“Şu ana kadar 380’den fazla yararlanıcımız, bu döngüye dahil oldu”

Eskişehir İl Sağlık Müdürlüğü’nün bu projede kilit rol oynadığını belirten Dr. Yıldırım, fizyoterapistlerin, ergoterapistlerin, dil konuşma terapistlerinin ve psikologların; Hippoterapi sürecine terapist olarak katkıda bulunduklarına vurgu yaptı. Dünya’da ve Türkiye’de terapi için genellikle Haflinger ve boyu 150 santimetreyi geçmeyen Pony cinsi atları tercih ettiklerini aktaran Yıldırım, konuyla alakalı olarak sözlerine şöyle devam etti:

“Hippoterapi’de Arap atlarının kullanılması, mizaçları ve bazı ırksal özellikleri nedeniyle uygun değildir. Dolayısıyla Pony’ler; sakinliği ve eğitime yatkınlığı gereğince at antrenörlerinin bu konuda gözdesi durumundadır. Tabi ki atın sağlık kontrolü açısından da veteriner hekimleri göz ardı etmemek gerekiyor. At ile insan arasındaki psişik ilişkiyi, belli birtakım standartlar içerisinde sağlık uygulayıcıları tarafından ve uluslararası uygulama kılavuzlarına entegre olarak geliştirme gayretindeyiz. Şu ana kadar da 380’den fazla yararlanıcımız, bu döngüye dahil oldu.”

“Atın sorumluğu antrenördeyken hastanın sorumluluğu ise terapiste aittir”

“Türkiye’de belli ücretler karşılığında birtakım Hippoterapi eğitim seminerleri veriliyor ama bu kapsamda henüz kayda değer mevzuatsal bir alt yapı olmadığı için, buna sağlık terapisi demek doğru değildir” şeklinde konuşan Dr. Cafer Yıldırım, “Bu uygulama sportif amaçlı bir aktivite olabilir. Fakat sürece bir tedavi özelliği eklerseniz de Sağlık Bakanlığı’nca bir tanımı olması gerekiyor. Bu bakımdan çok disiplinli bir alanla iç içeyiz. Atçılık ve Antrenörlüğü Bölümü mevzunları; atın yetişmesi, eğitilmesi, antrene edilmesi ve terapi öncesi atın uygunluğu konusunda söz sahipleridir. Ama hasta ile ilgili konularda ise hem sağlık sisteminin yasal mevzuatları gereği hem de Sağlık Bakanlığı’nın tanımında geçen meslek grupları sorumludur. Yani; fizyoterapistler, ergoterapistler, dil konuşma terapistleri ve psikologlar bu işin erbabıdır. Terapiler, hekim muayenesi sonucunda ortaya çıkan rapor ve hedefler çerçevesinde gerçekleştiriliyor. Sonrasında ise ekibimiz, terapi saatlerini ve hangi atı kullanacaklarına dair bir program hazırlıyorlar” dedi.