20 Temmuz 1974 tarihinde başlayan Kıbrıs Barış Harekatı’nda bulunan Eskişehirli gaziler o günleri anlattı.

Kıbrıs’taki Rumlar, Yunanistan'ın da desteğiyle, 1963-1974 yılları arasında Kıbrıs Türklerine baskı uygulandı. Terör örgütü EOKA lideri Nikos Sampson, Yunan desteğiyle 15 Temmuz 1974'te Kıbrıs'ı Yunanistan'a bağlamak amacıyla Makarios'a darbe yapıp, iktidarı ele geçirdi. Yaşananların karşısında dönemin Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Bülent Ecevit ve Yardımcısı Necmettin Erbakan, garantörlük hakkını kullanarak ve Ada'daki Türklerin güvenliğini için Kıbrıs Barış Harekâtı’nın başlaması kararını aldı. 20 Temmuz 1974'te başlayan harekâtı Başbakan Ecevit, "Biz aslında savaş için değil, barış için ve yalnızca Türklere değil, Rumlara da barış getirmek için Ada'ya gidiyoruz" sözleriyle dünyaya duyurmuştu.

20 Temmuz 1974 tarihinde başlayıp 4 hafta ve 1 gün sonra 18 Ağustos tarihinde sonlanan harekât sonucunda Rum askerleri kendi sınırlarına geri çekildi. Kıbrıs Barış Harekatı zaferinin üzerinden 48 yıl geçti. Nerdeyse yarım asır önceki harekâtta görev alan Eskişehirli Kıbrıs Gazileri o günleri anlattı.

“Mermiler bacaklarımın arasından geçiyor”

Kıbrıs’ta Değiştirme Birliği’nde görev yapan Bahattin Yalçın, düşman askerleri ile karşılaşması ve kurtulması anısını anlattı. 70 yaşındaki Gazi Yalçın, keşif sırasında pusuya düştüklerini, kaçarken ayağının tellere takıldığını belirtti. Ayağı tellere takılı halde birçok düşman askerini etkisiz hale getiren Yalçın, 14 askerin makinalı tüfekleri ile ettiği ateşten şans eseri kurtulduğunu, yüzlerce merminin bacaklarının arasından geçtiğini belirtti. O anları aynı heyecanla anlatan Kıbrıs Gazisi Bahattin Yalçın, “Harekâtın başlamasından önceki son akşam subaylar toplantı yaptı. Toplantı dönüşünde ‘Bu gece sabaha karşı harekât başlayacak, gazamız mübarek olsun ’dediler. Gece bizi ateş altına aldılar. Gelirken bizi uçaklar bombardımana tuttu. Bomba yakınımıza düşünce bizi yattığımız mevzide yerimizden zıplatıyor. Ben arkadaşımın o halini gördükçe gülüyorum. Keşfe gidecektik bir gün, parolamızı çok çalıyorlardı bizden. Parolamızda Nur1 Nur2’ydi. Arazide keşif için ilerlerken düşmanın önüne çıktık. Onlar bize, ‘Dur nur1’ dedi. 14 makinalı tüfek, tahminim gece saat 2 gibi dizmişler. 2 kişi kızak çekip kurşun yükledi tüfeklerine. Ben ve bir arkadaşım sesi duyunca bağırdım tam siper yaptık. ‘Fire’ dedi bir düşman askeri. 14 makinalı tüfek belki daha fazlası tevkif atışı yapmaya başladı. Sıranın uçlarında olanlar vuruldu, ben de ‘Biz kesin vurulduk da hissetmiyoruz ’dedim. Ateş kesilir kesilmez fırladık. Ben kaçarken Gönyeli’deki yanan fabrikaya doğru koştum. Atladım atladım 5’inci seferde atma ve çapraz teller vardı, ayağım oraya girdi. Ayağımı kurtarmak için çok uğraştım. Birkaç arkadaşımızı esir aldılar, bağırtıyorlar onlarında sesini duyuyorum onların, 150 metre yükseklikte tepedeler. Ben de ayağım tellerde takılı bir haldeyken kalça atışı taradım onları, birkaç tane düşman askerini vurdum. ‘Marko’ diye bağırıp, durdular. Ben ‘1’e 10 vurursam, ölsem de önemli değil’ dedim kendi kendime. İkinciye yine ateş ettim, bir askeri kalçasından yaraladım. O sırada silahım sıkıştı. O sırada İhlas suresini okudum. Ayağımı silkeledim o telden kurtuldum. Kaçmaya başladım, kaçarken mermiler bacaklarımın arasından geçiyor. İzli mermiler geçiyor yanımdan. Kaçarken bana mermiler adeta bana arkadaş oldu. Böyle acayip olaylar yaşadık” sözleri ile anlattı.

Büyükerşen'den Nabi Avcı'ya kredi teşekkürü Büyükerşen'den Nabi Avcı'ya kredi teşekkürü

“Allah hiçbir ülkeye savaş göstermesin”

Türkiye Muharip Gaziler Derneği Eskişehir Şubesi Başkanı Ekrem Dublu da, destek olarak gittiği Kıbrıs’taki gördüğü manzaraları anlattı. Her yerin yandığını belirten Dublu, “20 Temmuz’da Ovacık’tan helikopterlerle Boğazköy ve Lefkoşa yolu üzerine indik, akşamüzeri indik. İndiğimizde her yer yanıyordu, her taraftan silah sesi geliyordu. Arkadaşlarımızdan şehit olan, yaralananlar oldu. Hatta kendi birliğimden malulen ayağı kopan arkadaşım oldu. Biz aynı zamanda Kıbrıs’taki vatandaşlarımıza özgürlük getirdik, hem de Rumlara özgürlük getirdik. Allah hiçbir ülkeye savaş göstermesin. Mecbur olmadıkça savaş cinayettir” diye konuştu.

“Ambulansım kalbur gibi delik deşikti”

Harekâtta ambulans şoförü olarak görev yapan Yusuf Güngör ise, savaş suçu olmasına rağmen ambulansının ateş altına alındığını belirtti. Kullandığı aracın delik deşik olduğunu ifade eden 69 yaşındaki Kıbrıs Gazisi Güngör, “Ambulans şoförüydüm, sıhhiye askeriyim. Savaş anında ambulansım kalbur gibi delik deşikti. Benim üzerime havan topu ile ateş ediyorlardı. Bizim mukavemet gücümüzü kırmak için. Ama çok şükür biz iman gücüyle bu savaşı kazandık. Kıbrıslılara ve Türkiye’ye bu zaferi armağan ettik” sözlerini kullandı.