2023 yılına girerken Eskişehir Ekspres’te yayınlanan röportajımın başlığı “Zor bir kış bizi bekliyor” idi. Bu sefer yeni yıla girerken başlığı biraz daha öteye taşıyor ve “Zor bir kış, zor bir sene daha” diyoruz.

2023 senesi toplumun hemen her kesimi için zor bir seneydi. Felaketler, siyasi ve sosyal açıdan arzu edilmeyen pek çok gelişme, zorlaşan geçim koşulları gibi pek çok olayı bir arada yaşadı Türkiye. Dünya da bunun çok dışında bir görünüme sahip değildi. Pandemiden bu yana üretim ve dağıtım kanallarında yaşanan aksamalar, zorlaşan ekonomik koşullar, artan maliyetler, dalga dalga yayılan göç akımları, ülkeler arasındaki gerginlikler… Kuşkusuz bu kadar meselenin içinde, çölde bir vaha yaratır gibi bambaşka bir yerde konumlanmak kolay değil. Ancak dünya üzerinde, Türkiye’de yaşayan ortalama bir birey için, önümüzdeki sene her şey çok daha zor olacak. Neden mi? Açıklayalım.

“Yanlış üstüne yanlışlar süreci yaşandı”

Dünyadaki sosyal, siyasi ve ekonomik gelişmelerin zorlukları aşikâr. Türkiye’de de keza yaşam koşullarının zorluğu ortada, hatta geçtiğimiz yıl “Ekonomi politikalarındaki yanlışlarda ısrar ediliyor” da demiş ve bu politikaların bize zor bir dönem getireceğini vurgulamıştık. Ancak gelinen noktada şöyle bir tablo ile karşı karşıyayız. Hem dünyada işler zor hem Türkiye’de uzun soluklu bir yanlış üstüne yanlışlar süreci yaşandı, hem yanlışlardan dönmeye başladıysak da bunda epey bir geciktik, hem de… diye devam edecek cümle. Ama gerisine gelmeden önce şu gecikme meselesini açıklayalım. Türkiye ekonomisinde genel seçimler sonrasında oluşturulan yeni ekonomi yönetimi ile birlikte geçtiğimiz yıl vurguladığımız yanlışlardan belirli ölçüde dönülmesini esas alan adımları atmaya başladı. Ancak buradaki gecikme hem bu organizasyonun kurulmasında hem de özellikle faiz kararları ile sembolize edilen adımların atılmasındaki gecikme olarak tezahür etti. Dolayısıyla geçtiğimiz hafta içerisinde 250 baz puan artırılan politika faizi ile geldiğimiz noktaya, bir çırpıda gelebilecekken, uzun bir yoldan geçerek gelmiş olduk. Bu sürece dair daha pek çok detay var ama şimdi bu detaylarda boğulmayalım.

“2024 yılı beklentileri…”

Gecikme ile kastettiğimiz sürece dair açıklamanın sonrasında ise 2024 yılı beklentileri geliyor. Yeni bir yıl her zaman yeni umutlarla beklenir. İnsanoğlu umutlu olmak ister yaşayabilmek için… Ancak geçtiğimiz yılın başından farklı olarak bu sene sadece kış değil, yılın tamamı zorlu geçecek, bunu ifade etmek zorundayız. Öncelikle dünyada Ukrayna ve Filistin’de yaşanan gelişmelerin uluslararası ilişkileri çok yönlü olarak biçimlendirmeye devam edeceğini söyleyebiliriz. Buna bölgesel nitelikte ülkeler arasındaki başkaca diplomatik gerilimlerin de dahil edilmesi mümkün. Doğal olarak, bu tür gerilimler çoğu zaman uluslararası ticaret ve finansman koşullarını zorlaştırır. Öte yandan pandemi ile zirve yapan ama sonrasında da durulmayan ve ülkeleri zaman zaman ürün tedariğinde darboğaza sürükleyen gelişmeler süregeliyor. Bunlara pek çok ülke için önemli bir sorun teşkil eden enflasyonist eğilimlerin eklendiğini görüyoruz. Özellikle pandemi döneminde toplum yaşamında görülen dijital uçurumlar bu süreçte keskinleşmekte ve bunların etkisiyle gelir dağılımı adaletsizlikleri, eğitimde fırsat eşitliğinin gerilemesi ve bunları çevreleyen iklim krizi ve bütün bunlarla bağlantılı göç dalgalarının yayılması da giderek aşina olduğumuz meseleler haline geliyor.

“Enflasyon canavarının yeniden hatırlandığı bir yıl 2023”

Türkiye ekonomisine odaklandığımızda ise yıla ülkede ücretli çalışanların büyük bir kısmını ve dolaylı olarak işgücünün neredeyse tamamını ilgilendiren asgari ücret gündemi ile giriyoruz. Enflasyon canavarının yeniden hatırlandığı bir yıl olan 2023, özellikle sabit ücretle yaşamını sürdürenlerin yaşam koşullarının hızlı bir şekilde kötüleştiği bir yıl olurken, 2024 yılına da bir enflasyon sarmalı ile girildiğini görüyoruz. Basitçe bu sarmal; ücretlerin artışı nedeniyle, fiyatlar artar ve bu nedenle yeniden artan ücretleri, fiyatlardaki artışlar takip eder diye açıklansa da Türkiye’de piyasalardaki rekabeti bozan çok sayıdaki oluşum nedeniyle ücretli kesim aleyhinde gelişme gösteriyor. Bu yüzden asgari ücret belirleme süreci daha devam ederken, mal ve hizmet fiyatlarının çoktan artış göstermeye başladığını gözlemliyoruz. Dolayısıyla enflasyonun yeni yılda önemli bir problem olarak hayatımızı etkilemeye devam edeceğini söylemek sürpriz olmayacaktır. Burada enflasyonun baz etkisi nedeniyle önceki yıla kıyasla daha düşük bir seyir izlemesinin, toplumdaki ücret geliri ile yaşamını sürdüren insanların sorunlarını ortadan kaldırmayacağının peşinen altını çizmemiz gerekir. Çünkü ülkemizdeki enflasyon olgusunun temelinde temel bir ahlak sorununun yattığı açıktır.

“Seçimden sonraki dönem tamamen farklı bir atmosferde geçecek”

2024 yılında ekonomide kazanan ve kaybedenler aslında şimdiden belli olduğu halde, kaybeden kesimlerin kayıplarını bir nebze erteleyen tek sebebin mart ayında gerçekleşecek yerel seçimler olduğunu ifade edebiliriz. Ekonomi yönetimi; her ne kadar son dönemde talebi radikal biçimde daraltacak hamlelerden çekinmese de yılın ilk çeyreğinde bu atmosferin seçim gündemi ile gevşeme ihtimali göz ardı edilmemelidir. Ancak özellikle toplumdaki orta gelir grubunun da yavaş yavaş dahil olmaya başladığı dar gelir grubunda yer alan bireylerin burada dikkat etmesi gereken şey, seçimden sonraki dönemin tamamen farklı bir atmosferde geçeceğidir. Dolayısıyla 2024 yılının asıl zor kısmının bu sefer kıştan sonraki dönemde karşımıza çıkacağını söyleyebiliriz.

Kazım Kurt: Biz kendi bütçemizi kendimiz yaratıyoruz Kazım Kurt: Biz kendi bütçemizi kendimiz yaratıyoruz

“Peki ya sonrası…”

Peki ya sonrası diye soran varsa eğer; Türkiye ekonomisinde işlerin yoluna konabilmesi için izlenen günlük ekonomi politikalarının çok ötesinde pek çok yapısal düzenleme gerektiği çokça kez yazılıp çizildiği için bunları tekrar etmeden önce, önümüzdeki yılı alevlenen enflasyonun ateşini söndürmek için geçirmemiz gerektiğini ifade edebiliriz. Ancak ondan sonra dijitalleşme süreci, ekonomide inovasyon ve teknoloji yatırımları, istihdam, mesleki eğitim ve yükseköğretim gibi konulara dönüp bakabiliriz. Bu konulara odaklanmadan geçirdiğimiz her günün, dünyanın önde gelen ülkelerinden bir adım daha geriye bizi düşürdüğü gerçeğini hiçbir zaman aklımızdan çıkarmamamız gerekir.

“Enflasyonun erittiği bütçelerle yerelde neler yapılabilir kestirmek zor”

Eskişehir’e gelince… 2024 senesi bir yerel seçim yılı olacak. Yılın ilk çeyreği yerel seçim atmosferi ile ikinci çeyreği seçim sonrası değerlendirmeleri ve seçilenlerin tebrik kabulleri ile geçecektir. Yılın ikinci yarısında enflasyonun erittiği bütçelerle yerelde neler yapılabilir kestirmek zor. Kuşkusuz buna bu süreçte artan vergilerin, azalan reel gelirlerin daralttığı talep eklendiğinde, ekonomide gözle görülür bir yavaşlama yaşanması, bunların şirket bilançolarına yansıması söz konusu olacaktır. Pek çok kişinin belki göz ardı ettiği bir şey de tüm bunlar olurken ekonomik kalkınma süreci aksayacak, ekonomik istikrarsızlıkların getirdiği ahlaki çöküntü yaygınlaşmaya devam edecektir. Bu her ne kadar makro bir problem olsa da Eskişehirliler olarak önceki döneme kıyasla yaşamımızı bu genel çerçevenin şekillendireceğini söyleyebiliriz.

“Gemide kalabilmeyi başarabilmemizi sağlayacak tek yol…”

Yerelde bu yaşananlara karşı koymak ya da en azından yereldeki etkilerini hafifletmek için ne yapılabilir diye soruyorsanız eğer, yanıtı her zaman aynı. Birlik ve beraberlik ruhu ile çalışmak, çalışmaya devam etmek. Eskişehir’de yıllardır yükseköğretim kurumları, sanayisi, ticari aktörleri ve kurumları ile sağlanamayan iş birliğinin 2024 yılında artık sağlanması bu fırtınalı denizde aynı gemide olmayı ve gemide kalabilmeyi başarabilmemizi sağlayacak tek yoldur.