”Her insanda her mekanda bir mevsim vardır.” derim ben. Osmangazi Üniversitesi’ni de hem dolaşırken hem tahayyül ederken; hep gözümde canlanan tek mevsim sonbahardı. O uzun ve büyük yerleşkenin tüm yollarına halı gibi serilen kuru yapraklar, kasvet vermese de sakinlik verirdi. Başkasını bilemem ama benim için ESOGÜ’de mevsim de değişti dostlar. Ağaçlar yapraklarını sıkı sıkı tutarken tarifsiz bir sevinç yaşanıyor, hatta yaşıyoruz hep beraber. Bence ne demek istediğimi hepiniz anladınız. Ee anlayın tabii artık…
Evet, bugün ESOGÜ Rektörü Prof.Dr. Emine Gümüşsoy ile sohbet edeceğiz. Lacivert ceketi, yakasındaki ay yıldızlı broşu ve hanımefendiliği ile o kadar zarif ve nahif ki… İtiraf edeyim, hissettiğim gururu anlatmaya edebiyatım yetmez.
“Merhabalar hocam. Öncelikle hayırlı olsun demek istiyorum. Allah mahcup etmesin. Bize biraz bu süreci anlatabilir misiniz? Çok da kısa süren bir süreç olmadı. Birçok isim, rektörlük için geçti ve süreç tamamlandı ve görev size tevdi edildi. Neler söylemek istersiniz?”
“Hoşgeldiniz Asalet Hanım. Tüm iyi dilekleriniz için çok teşekkür ediyorum. Evet, bize göre süreç aslında olması gerektiği gibi normal hayatın akışında olması gerektiği gibi doğru bir takvimde ilerledi ama tabii dışarıdan bakıldığında farklı düşünülmüş olabilir. Ben bu süreçte aslında Eskişehir’in daha yakından tanıdığı bir isim oldum. Ben hem Eskişehirliyim hem de bir önceki dönem de rektör yardımcısıydım. Temmuz ayında rektör hocamız Kamil Çolak hocamızın görev süresi doluyordu ve tekrar aday olmayacağını ifade ettiler. Dolayısı ile adaylık süreci de başladı. Ben arkamda ciddi bir kamuoyu desteği hissettim. Yani üniversitenin idari personeli, akademik kadrosu hatta öğrencilerimizin şahsıma karşı bir teveccühü olduğunu hissederek yola çıktım. Çünkü malumunuz bu işler ciddi sorumluluk gerektiren makamlar. Dolayısı ile ben de bu desteği hissedince aday oldum.”
Tam burada aslında tüm bu teveccühten ziyade, en önemli desteği sormam lazımdı:
“Efendim Kamil Hoca nasıl değerlendirdi adaylığınızı, kendilerinin desteği söz konusu oldu mu? Şahsınızı işaret ettiler mi ?”
“Tabii ki biz kendi aramızda istişarelerde bulunduk. Kendileri de ekibinden birisinin rektör olmasının onu çok mutlu edeceğini hep paylaştılar. Ama aday olmak isteyen diğer hocalarımıza da aynı mesafede destek verildi.”
Emine Hoca, sohbetin burasında çok iddialı bir çıkış yapıyor:
“Ben güçlü adaylar ile yarışmak isterim” demiştim!” İçimden gür sesle çığlık attım ama siz duymadınız dostlar. Ama o gözlerime baktı ve bu gururu bence gördü…
İkram edilen kahve, hakikaten keyif kahvesi oluverdi. Kadının gücü, aynı kadının yürekliliği ile ortaya konur ya hani... O koca yürek, en başından beri iddialıymış yani. Tamam, hemen sakinleşiyorum. Sustum ve devam ediyoruz: “Çoğulculuk güzeldir, bu pozisyonlara aday olma cesareti göstermek güzeldir. Kimlerle yarıştığınızdan ziyade, Üniversitemize hizmet yolunda yarışmak önemliydi. Ve hakikaten önemli, şehirde de karşılığı olan ciddi kartviziti olan, önemli isimler aday olmuşlardı. Ciddi bir süreç yaşandı ve ben bütün adayları samimiyetle tebrik ediyorum. Süreç devam ederken 18 Haziran’da bir mülakat gerçekleşti. Temmuz ayının ilk haftası Rektör hocamız Kamil Çolak’ın görev süresi tamamlandı ve bizim için artık bekleme süreci başlamış oldu. Ben kendimden, gayretimden ve niyetimden emindim. Yaklaşık kırk gün sonra da 18 Ağustos’ta da bu görev Sayın Cumhurbaşkanımızın tensipleri ile Resmi Gazete’de yayımlanması ile bana verildi.”
Ben duygusallaşıyorum ama taşmamam da lazım tabii. “Zaten o kadar buraya aitsiniz ki…” diyorum. “Şu pencereden dışarıya baksanız, yine kendinizi görürsünüz. Siz zaten buradasınız ve aidiyet hissetmeniz çok normal, dahası bu aidiyeti bizim görüyor olmamız da bu meselenin en muazzam duygusu…”
Devam ediyor Emine Hoca: “Yola çıkarken benim için, ailem için ve tabii ki üniversitem için hayırlısı ise olsun dedim.” Meseleye doğru pencereden bakmanın da en önemli teslimiyeti işte burası: “Hayırlısı…”
“Hocam süreç gergin miydi? Tüm adaylar arasında aslında nasıl bir atmosfer vardı?”
“Ben kendi adıma hep sakin kaldım, sakin bekledim. Bu süreçte pek çok kişi aday olur ama tabii ki Sayın Cumhurbaşkanımız ve YÖK başkanımız kimi uygun görürse görevi o devralacak. Dolayısı ile aslında gerilmeye de insan ilişkilerimizi zedelemeye de gerek yok. Hâli hazırda bakınız, birlikte çalışmaya devam ediyoruz. Bazı aday arkadaşlarımız da yine akademi ekibimizde.”
“Hocam bu süreçte insan etrafındaki insanları daha yakından tanır diye düşünüyorum siz ne düşünüyorsunuz?”
“Ya tabii ki adaylık söz konusu olmasa da insanların duruşundan anlıyorsunuz ama bu iş ciddi profesyonellik ister. Ben de profesyonelce ilerliyorum ve dahası vicdanım çok rahat. O yüzden kimse ile bir problemimin olmadığını defaatle ifade etmek isterim. Hepimizin ortak derdi, ortak gayesi üniversitemiz için hizmet etmek.”
“Herkes kendine yakışanı yapar.” diyorum yüksek sesle… İkimiz de derin bir nefes aldık. Tek nefeste ne çok şey söyledik, hissetiniz mi?
“Hocam eski yönetimin pek değişmediğini, aslında aynı yönetim kadrosu ile devam edildiği konuşuluyor. Size geri dönüşler nasıl?”
“Şimdi şöyle, ben biraz aksiyon seven bir insanım. Aldığım kararları uygulama yönünde ciddi bir irade gösteririm. Ve bu konularda biraz hızlı davranmayı severim. Yani ben aksiyon severim. Yeni bir ekip, yeni bir heyecan ve şevkle yola çıktım ve güzel geri dönüşler aldım. Hoca o kadar sakin ki, ben o ‘aksiyon’ kelimesini kafamda çok oturtamıyorum. :)
Gülmeyin, benim aksiyon anlayışım hocanınkinden çok başkaymış. Aksiyon deyince rektör hocayı hareketli, hatta oldukça sıra dışı zeminlerde, şaşırtıcı profillerde hayal ettim. Oysa herkes ben mi? Dur şu dağa atla çıkayım, tüple en derin ne kadar dalabilirim, elli yaşına yaklaşmışım yirmili yaşlarda gibi, benden hızlı kimse koşamaz iddiası… :)
“Şimdi Sayın Hocam, aslında ben böyle mevzuları çok uzatmayı da sevmiyorum. Herkes de sordu ama gelinen noktada herkes sorsun, herkes konuşsun, bir daha konuşsun ki gündemden düşmeyerek çözüme ulaşılsın düşüncesi var. Ben de bu ısrara binaen sorayım istiyorum. ESOGÜ yerleşkesinin aktif bir fay hattı üzerinde olduğu söyleniyor. Malum, binalar da oldukça eski… Bir dönüşüm, bir yenilenme gerekliliği Eskişehir Valisi Erdinç Yılmaz tarafından da destek gördü. Bu süreç nasıl ilerleyecek?”
“Şimdi, birinci gündem maddemiz hastane. Bunu, ben adaylık sürecimde de ifade ettim. Ama tabii çok öncesinde de gündemde olan bir konuydu. Biz sadece Eskişehir’e değil, bölgeye hizmet veren bir hastaneyiz. Aslında mesele sadece zemin de değil. Teknoloji ilerledi ve hizmet kalitesi dolayısı ile çok daha güçlü cihazlar ile devam etmek zorundayız. Bizim acil olarak teknolojik anlamda yenilenmesi gereken de bir alt yapıya ihtiyacımız var. Genel anlamda tüm şehre baktığımızda deprem öncesi ve sonrası yapı stoğunda ciddi problemler çıkacaktır ama hastane olduğu için ve hizmet vermek zorunda olduğumuz için, daha öncelikli bir problem olarak önümüzde. Ve gelinen noktada ciddi bir mesafe katettiğimizi düşünüyorum. Tüm vekillerimizin desteği ile Sayın valimizin de yüksek sesle bize verdiği destek ile şehrimize yeni bir sağlık hizmeti alanı kazandırma yönünde gayret gösteriyoruz. Ben de, tüm çalışma arkadaşlarımız da elimizden gelenin daha fazlası ile bu meseleyi hassasiyetle ele alıyoruz.”
“Bu meselenin sizin rektörlük dönemizde hallolacak olması gurur verici olmalı değil mi hocam?”
Hoca burada, “Mesele ben değilim. Bu, ESOGÜ ve bu bölgenin vatandaşları…” diyerek yüce gönüllülüğünü ortaya koyuyor. Ben tabii sohbetin ‘aksiyon’ kısmına bir virgül koymuştum oraya dönmek istiyorum.
Rektör hocam da anlatıyor: “Ben sık sık seyahat etmeyi severim, çok farklı ülkelere, çok farklı kültürlere… Ama tabii bu süreçte, biraz bu seyahatlere ara vermek zorundayım, önceliklerim var. Çok çabuk karar verip çabuk hayata geçiririm normalde. Çabucak planlarım o tarz şeyleri.
Şaşırıyorum ve “Burcunuz ne?” diyorum:
Aslan burcuymuş rektör hoca.
Ben hâlâ, aksiyondan bir ikizler burcu keskinliği bekliyorum ama değilmiş.
Rektör Hoca tam bir lider burcu.
“Aksiyona parantez açalım bence.” diyor.
“Ben rektör yardımcısı iken 6 Şubat depremini yaşadık. Çok silkelendik, çok üzüldük. Ve Eskişehir’de ilk aksiyon alan üniversite bizdik. Ben öğleye doğru Kızılay il başkanı ile irtibat kurdum. Hemen yan taraftaki kongre merkezimizi yardım merkezi olarak faaliyete geçirdik. Gece 12’ye 1’e kadar çalışıp ilk tırları biz gönderdik. O günleri unutmam mümkün değil. İnsanlar hiç kullanmadığı nevresimleri, temel ihtiyaçları bölgeye ulaştırmak için ilk bize ulaştılar. Sonrasında da birkaç kermes düzenledik. İdari personelimiz masaları donattılar. Ve gurur duyduk. İşte rektörlük sürecini besleyen bu birliktelik beraberlik omuz omuzalık bizi yüreklendirdi. Pandemi sürecinde de uzaktan eğitim olduğu için okullar boş, sınıflar boş kampüs öksüz kaldı adeta. Ama biz o dönemde bile kopmamak, uzaklaşmamak için, iletişimin kopmaması için bu tarz organizasyonlar ile diri tuttuk. Ve benim Filistin ile ilgili de derdim çok…” diyor rektör hoca. En insani meseleden yakalıyor işte aksiyonu… İnsan olan herkesin dertlenmesi gerektiği şekilde…
“Hatta okulların açıldığı, önümüzdeki hafta pazartesi günü il milli eğitim müdürlüğü ile beraber Gazzeli çocuklar için uçurtma uçurulacak biz de destek vereceğiz bu etkinliğe. Rektörlüğün önünde biz de uçurtmalarımızı uçuracağız inşallah.” Meğer rektör hocanın aksiyon diye ifade ettiği sosyal faaliyetler, bir amaca binaen harekete geçme, hülasa organize olma… Arada sohbetimiz biraz sosyolojik ilerlese de biz dönüp dolaşıp fakülte merkezli devam ediyoruz:
“Sayın Hocam, şimdi ben aslında kendi gördüğümü ifade etmek isterim ama belki de olması gereken budur. ESOGÜ büyük bir yerleşkeye sahip olduğu halde akademi ve hastane çok iç içe değil mi? Bu trafiği, otoparkı ve hastane hizmetini verirken akademik anlamda sıkıntı yaratmıyor mu? Yenilenme sürecinde farklı ve daha rahat bir planlama yapılabilir mi?”
“Tabii şu anda bizim kampüsümüzün özellikle acil girişinde yoğun bir sağlık hizmetimiz var. Araştırma hastanemiz de orada. Diş hastanemiz orada. Diş hekimliği fakültemiz orada. Sağlık hizmetleri meslek yüksek okulumuz orada. Daha önce de bu konu zaman zaman gündeme geldi. Sağlık kısmı ayrılıp ayrı bir üniversite olabilir mi diye düşünüldü. Ama bu konu bizi aşan bir konu. Haricen şöyle de bir durum var, biz hastanemizi de kampüsü de ağırlamak durumundayız çünkü tıp fakültesi öğrencilerinin uygulama hastanesi. Hocalarımız hem öğrenci yetiştiriyorlar hem poliklinik hizmeti veriyorlar. Dolayısı ile mecburen bir iç içe olma durumu var. Yenilenme sürecinde belki doğru lokasyon ile yeniden planlanır ama uzak olması söz konusu olmaz diye düşünüyorum. Ama tabii, alanında en uzman hocaların ESOGÜ’de oluşu da hastanenin sadece Eskişehir merkezli değil, civar illerdeki vatandaşlar tarafından da tercih ettiği bir merkez olması önemini taşıyor.”
Tam burada, benim hiç bilmediğim ve duyunca şaşırdığım bir haberi paylaşıyor hoca, sizler de dikkat kesiliniz lütfen: “Türkiye’nin ilk inme merkezi ESOGÜ’de bulunuyor. İlk akredite olan inme merkezi rektör yardımcımız Atilla Özcan Özdemir tarafından kuruldu. Özcan Hoca burada yurt dışından gelen hekimleri bile uzman olarak yetiştiriyor. Hatta göreve geldikten kısa bir süre sonra, üniversitemizde görev yapan bir arkadaşımız hafta başında inme geçirdi ve biz onu perşembe günü sağlıklı bir şekilde yürüyerek taburcu ettik. İnme merkezimiz 112 ile de uyumlu çalışıyor. Hocalar sürece hemen dahil oluyorlar ve süratle tedavi süreci başlayıp sonuç alınabiliyor.”
“Şimdi Hocam iş dünyası, sanayi gibi alanlar ile ESOGÜ’nün ortak projeleri de olabilir mi ?”
“Tabii Üniversitelerin toplum ile bütünleşmek gibi bir önceliği de olmalı. Biz, bize bu manada gelecek her projeye destek vereceğimizi en başından beri paylaşıyoruz. Hocalarımız da görev alabiliyor. Öğrencilerimizin staj imkânları için bu iş birlikleri çok önemli, etkinlikler için salonlarımızı da tahsis edebiliyoruz.”
“Peki ESOGÜ’de akademik yayınların ve projelerin performansını nasıl buluyorsunuz?”
“Tabii akademik performans çok önemli, biz bu konularda da yayın yapan hocalarımıza her yıl, başarı belgelerini takdim ediyoruz. Ama tabii her anlamda daha da artması konusunda hemfikiriz. Hocalarımızın tüm çalışmalarını da daha görünür kılabilecek çalışmalarda bulunacağız.”
“Efendim bu zamana kadar ESOGÜ’de yoktu ama bundan sonra mutlaka olmalı dediğiniz bir şey var mı?”
“Şimdi yeni açılan bölümlerimiz var. Yazılım mühendisliği, uçak mühendisliği ve psikoloji bölümü gibi. Biz nitelik ve nicelik anlamda performansı arttırma yönünde bu yeni bölümlerimiz ve diğer tüm bölümlerimiz ile alakalı çalışmalar planlıyoruz. Tabii YÖK’ün ‘2030 vizyon’ çerçevesinde uygun gördüğü yeni alanlar olursa biz de kendimizi uyarlamaya çalışırız. Ben ESOGÜ bünyesinde verilen eğitimin çok kaliteli olduğunu ve bu kaliteyi sürdürme, hatta daha ileriye götürmek noktasında çalışmalarımızın olduğunu paylaşmaktan gurur duyuyorum. Şimdi ben göreve geldiğim ilk gün bile, ben ESOGÜ’lüyüm dedim. Ve bunu da gururla söyledim. Bana göre bu bilinci diri tutmak lazım. Türkiye’de birçok üniversitede görüyoruz, üniversitelerin mezunları asla kopmuyor ve çok uzun yıllardır hala görüşüyorlar. Ben ESOGÜ mezunlarını da bu manada, ESOGÜ’lü bir rektör olarak bu gönül birliğini oluşturmak adına böyle bir birliktelikte buluşturmak isterim. Bu öğrencilerimize burs imkanı olur, iş imkanı olur. Bir gönül köprüsü kurulabilir. İşte bunu başarabilmeyi çok isterim. Bir diğeri de bir işe başladığınızda o işi elinizden geldiğinden çok daha fazla bir gayretle en iyisini yapma isteği ile yola çıkarsanız başarılı olursunuz. Dert edinmeniz lazım, hemhâl olmanız lazım.”
Rektör hoca, benim tarzımda konuşmaya devam ediyor. Aynı dili konuşuyoruz anlayacağınız. Kelimelere dikkat!
“Ben bana inanan, güvenen, desteğini, duasını ve iyi niyetini eksik etmeyen herkese çok teşekkür etmek istiyorum.”
Evet artık tutmayabiliriz kendimizi. Birkaç damla gurur gözyaşı süzülebilir yanaklarımızdan… ESOGÜ’nün yenilenme süreci muazzam başladı dostlar. Hem de en doğru yerden başladı. Elim yüreğimde çıkıyorum rektörlükten ama gözüm hiç arkada değil. Kimsenin de olmasın… Dün benim cebimde, öğrettikleri hafızamda, bugün avuçlarımda… Ümidim ve duam ile sessizce uzaklaşıyorum.
Ama siz, bizimle aranıza mesafe koymayın ve ŞEHİR GAZETESİ okumaya devam edin.




