Efendim kararsız bir mevsimin, keskin kararlı bir kalemi olarak düştüm yollara.

Odunpazarı Belediye Başkanı Kazım Kurt ile röportaja gidiyorum.

Ben hep kendisine “Siyasetin kurdu” derim.

Hakkını da verir vesselam…

Saat sabah 09.30 makam önünde bekliyorum.

“Offf!” diyorum içimden yine “Çok bekliyorum ve yine başkandan bile önce geldim.”

Herkes o kadar mütebessim ki, bir ara tanışıyoruz ve ben yine “Unuttum” dedim içimden.

Çok da beklemedim.

“Kurt” dedik değil mi?

Aslında o geleli çok olmuş.

Dakikası dakikasına şaşmadı.

Prensip sahibi Sayın Kurt, nezaketle karşıladı beni.

Ona doğru adımlarken dikkatimi pencere önündeki güvercinler çekti.

Siz güvercinin güveni mevzusunu bilir misiniz bilmem ama kumruları ve güvercinleri kaleme almış bir edebiyatçı olarak ifade etmek isterim ki, alabilene ince bir mesajları var aslında:

Onlar orada durabiliyorsa orası güvenilecek bir yerdir.

Evet, ‘Sayın Kurt’ ifadesi bana o makam odasının genişliği gibi uzak geldi.

O, Eskişehir’in Kazım abisi…

Sekiz köşe kasketini de gözüm aradı ama oralarda değildi pek…

Samimi adamdır Kazım Abi…

O kasketi takar başına, çıkar semt pazarına.

Esnaf ile ayrı, vatandaş ile ayrı sohbet eder.

Eskişehir’de Cumhuriyet coşkusu: Yüzlercekişi yürüdü!
Eskişehir’de Cumhuriyet coşkusu: Yüzlercekişi yürüdü!
İçeriği Görüntüle

Öyle samimidir ki hatta, patatesçi ile uzun yıllardır ahbap diye düşündürür.

Ama üzgün bu ara…

Durgun da…

Ben biliyorum sebebini ve hemen oradan başlıyorum:

“Nasıl gidiyor başkanım, iyi misiniz? Her şey yolunda mı?”

“Sağ olun biz iyiyiz Asalet Hanım siz nasılsınız? Şu anda Türkiye’nin genel sorunları dışında Odunpazarı bölgesinin bir sorunu yok. Bizim oturmuş bir sistemimiz, mali disiplinimiz var. Ama işte ülkenin kötü yönetilmesinin bize yansıyan bazı tatsızlıkları illa ki oluyor.”

“Peki, genelden ziyade özelden başlayalım mı biraz izninizle? Siz keyifli bir insansınızdır aslında ama yüzünüzde bir kış başlamış. Kurşunlu Külliyesi meselesi gündemde. Neler oluyor başkanım?”

Derin bir iç çekti siyasetin güçlü kurdu.

Daha cümleye başlamadan iki elini açtı ve başını sağa sola sallayarak kocaman bir yeisi masaya bıraktı.

Ve başladı:

“Kurşunlu Külliyesi 2000’li yıllardan beri Odunpazarı Belediyesinde. Yani kiracı olarak… 2014’te biz seçildikten sonra, hatta birkaç ay sonra Vakıflar Bölge Müdürlüğü külliyenin kirasını iki üç katına çıkardılar.

Bizim de bir itirazımız olmadı ve kira sözleşmesine devam ettik. 2016 yılında ise sözleşmemizi feshederek bizi oradan çıkarmak istediler. Tabii biz idare mahkemesine başvurduk ve yürütmeyi durdurma kararı aldırdık. Ama ona rağmen boşaltacaksınız dendi. Hatta kapıyı mühürlediler. Ama biz direndik çünkü elimizde yürütmeyi durdurma kararı vardı.

Ertesi günü direniş kazandı ve anahtar geri geldi, biz yine külliyenin kapılarını açtık.

Kiracılığımız da devam etti. Ama o tarihten bu zamana kadar külliyedeki pozisyonumuzu kefalet hâle getirmek için hep uğraştık. Ama 2025 yılında kira artışını yeterli bulmadı ve çok astronomik bir artış istedi. Ama bizim de mevzuatımız var.

Yani TEFE-ÜFE enflasyon oranı neyse ona göre artış yapabiliriz. Ama tabii Vakıflar kabul etmedi. Ve sözleşmeyi yeniden feshetti. Tabii biz yine dava açtık ama yerel mahkemede kaybettik. Şu anda istinafta devam ediyor. İşte tam bu süreçte bir yasa değişikliği oldu. Vakıflar Bölge Müdürlüğünün kiracıları ile alakalı düzenlemesinde, “Kiracı Vakıfların belirlediği kira miktarını kabul etti ise ve davalardan da vazgeçiyor ise kira sözleşmesi beş yıl daha uzatılabilir.” diye bir hüküm koyuldu.

Biz de tabii bu hükme binaen yeniden vakıflara başvurduk. Biz razıyız sözleşme yenileyelim dedik ama kabul etmediler.

Biz de bunun üzerine bir dava daha açtık.

O dava da devam ediyor. Ve bize kaymakamlıktan bir tebligat geldi.

Deniyor ki, 03.11.2026 tarihinde boşaltacaksınız. Biz yine bir dava daha açtık çünkü bu kararı da yürütmeyi durdurma kararı ile ötelememiz lazım.

Ama gelin görün ki mahkeme bu kararı görüşebilmek için bile davalı tarafa 15 günlük bir savunma süresi verdi.

Ama takvim ortada… O belgeler, kararlar görüşülene kadar bizim tahliye tarihimiz çoktan dolacak. Yani o kadar sıkıntılı bir süreç ki en büyük sıkıntı oradaki en az üç yüz eseri muhafaza edebileceğimiz başka bir yer yok. Dahası bizim orada cam fırınlarımız var. Onların soğutulması, taşınılması ve yeniden ısıtılması çok ciddi zaman istiyor. Fotoğraf makineleri müzemiz var ve orada 400’den fazla emanet var.

Ahşap oymacılığı müzemiz var. Uluslararası sanatçılarımızın ellerinden çıkmış, özgün eserler var. Lületaşı müzemiz var, hatta tam da o bölümde kira sözleşmesi devam eden kiracılarımız var. Ve hepsi o iş yerlerinde çalışan emekçiler… Hülâsa mağdur olacak o kadar çok insan var ki…

Kazım Başkan, bu şehrin Kazım abisi, anlatıyor tabii ama ben de bir taraftan tahayyül ediyorum. Ve bir taraftan da ona da anlatıyorum:

“Başkanım düşününce şöyle, şehir dışından turlar ile gelen misafirlerimiz sadece külliyeye gelmiyordu. Bu bahsettiğiniz müzelere, eserlere geliyorlardı. Külliye ile aynı yerleşkede ama her biri kendi bünyesinde bir keşif merkeziydi. Cümlelerim daha şimdiden -di diye bitiyor ya, bu da çok acı…”

“Evet Asalet Hanım. Maalesef… Şöyle değerlendirmek lazım: Vakıflar Bölge Müdürlüğü, Eskişehir’de hiçbir konuda başarılı bir iş yapmadı. Bu konularda bir mücadele tecrübesi, azmi yok. Onların düşüncesi bizi oradan çıkarıp başka ticari bir amaçla yeniden kiraya vermek. Tarih veya kültür inancı ile hareket etmiyorlar.

Bizim orada, tüm o zeminde ve branşlarda o kadar çok kursiyerimiz adeta meslek edinip sonrasında kendi geçimini sağlayan ayakta duran sanatçılar ve üreticiler oluyorlar.

Bizim oradaki tüm gayretimiz insanımıza dokunmak… Ve biz bunu tarihi dokuyu koruyarak gerçekleştiriyoruz. Diğer taraftan da turizm lokasyonu olduğu için ciddi bir dinamiği oturtmuştuk. Bu sadece benim şahsıma karşı alınmış bir tavır değil tabii ki.

Bu, bunca yılın bunca emeğine karşı adeta kast etme… Ama şunun altını özellikle çizmek isterim: Adalet ve Kalkınma Partili yerel politikacıların bu konuda etkili olduğunu düşünüyorum ama yine de aynı siyasi yapıda sanattan, tarihten anlayan bu emeği gözetebilecek birilerinin de olabileceğini umut ederek bekliyorum..

İnanın milletvekilimiz Utku Çakırözer aracılığı ile Kültür ve Turizm Bakanı ile de görüştüm.

Ama yok… Değişen hiçbir şey yok. Yani insan dirense ne olur? Sokaklara inip yürüse ne olur? Belli ki karşılık bulmayacak. Daha enteresan ve acı veren ifadeler de var.

AK Partili bir yönetici çıkmış diyor ki, “Efendim oraya iki tane tahta parçası koymuşlar adına da ahşap oymacılığı müzesi demişler, biz orayı aslına uygun şekilde aşevi yapacağız.“ demez mi?

Ben bu zihniyete karşı eylem mi yapacağım?

Uluslararası ödül almış eserlere iki tahta parçası anlamı yükleyen politikacılar ile karşı karşıyayız.”

Aaa bunu duymamıştım…

“İki tahta parçası mı?”

Bu mu yani? Al sobada da yak bari (!)

Şurada ağlamak istedim yemin ederim…

Yani ben bakanlığın kararına da muhalif olacak değilim, zira ben kimim neticede tabii de…

Kazım Abi nalına da mıhına da öyle doğru bir yerden vuruyor ki… Yıllarca gurbette yaşayıp memlekete her geldiğinde o müzeleri gezen, inceleyen biri olarak da üzülüyor insan.

“Ne gerek vardı?” da diyemeyecek miyiz?

Ne olurdu aynı dokuda ve sistemde devam etseydi?

Bakın tam burada ben bir yükseliyorum ve diyorum ki:

“Başkanım yahu benim aklıma hep bir şey takılıyor. Bu, Vakıflar Bölge Müdürlüğü neden Kütahya’da? Bir avuç yer…

Artı Kütahya’da tarihi doku inanılmaz kötü bir halde. Restorasyon neredeyse yok, asırlık konaklar sert rüzgârlarda bile yıkılacak durumda… Vaktiyle yetmiş burç olan o kaleler bile üç-beş tane kalmış. Ben anlamadım, Vakıflar Bölge Müdürlüğü neden Eskişehir’de değil? Hiç anlam veremiyorum.. ”

“Bak işte, bu da Eskişehir’deki politikacıların etkili olmadığını gösteriyor Asalet Hanım. Hatta Eskişehir’de Vakıflar Bölge Müdürlüğü’nün doğru dürüst temsilciliği de yok. Hatta pek çok kurumun bölge müdürlüğü Eskişehir’de değil. Bu tamamen güçsüzlük… Merkezi hükümetin burada etkili gücü yok. Bedelini de şehir böyle ödüyor işte. Bak mesela, Eskişehir’de istinaf mahkemeleri de yok.”

“Kütahya’da var mı başkanım? Gerçekten ağlarım şimdi.”

Gülüyor Kazım Abi…

“Yok, ama Eskişehir’de olabilirdi. Bankanın da temsilcisi yok. Tülomsaş farklı bir formül buldu da Ankara’ya bağlandık. ‘Türasaş’ olduk. PTT de gitti zaten. Birkaç sene önce de orman ile alakalı bazı temsilcilikler Eskişehir’den gitti. Bu adliyelerin kapatıldığı yıllarda hangi şehirlerin adliyeleri kapatılacaksa AK Partili, CHP’li vekiller yan yana gelerek Adalet bakanına gidiyordu.

Adalet bakanı geri adım atıyordu.

Ben o zaman tüm milletvekillerine dedim ki,

Bakın Mahmudiye, Seyitgazi ve Mihalgazi adliyeleri kapanacak. Hep beraber bakana gidelim kapatılmasın, dedim. Hele hele Seyitgazi, iki beldesi var. Kırka var orada ama olmadı. Uyum sağlanamadı ve kapandı. Bunun en önemli sebepleri genel merkezde etkili olamamaktır ya da o milletvekillerinin Eskişehirli olmamalarının sonucudur.”

Kazım Abi alt yazı geçiyor takip ediyor musunuz?

Vallahi ben değil, o söylüyor bunları. Karıştırmayın.

Derin derin mesaj veriyor.

Ben mi?

Bir gözüm camdaki güvercinlerde. Yorum yok yani…

Tam gaz devam ediyor siyasetin kurdu.

“Bak şimdi Asalet Hanım, birinci sıra milletvekili de ikinci sıra milletvekili de Eskişehirli değiller ve Eskişehir’de oturmuyorlar. Bir dahaki dönem Eskişehir’e geleceklerinin garantisi yok. O nedenle Eskişehir ile alakalı meseleler pek öncelikli meseleleri değil.”

Ne diyeyim şimdi ben Kazım Abi’ye?

Denir mi tek cümle?

Durun bari mevzuyu değiştireyim.

Anladı zaten, karşılıklı bir gülüştük abi kardeş.

Yahu abi işte, samimi adam… Hepsinden sonra başkan…

Ya bir de takip ettim, semt pazarından sonra temizlik konusunda çok iyiler.

Vallahi kimseden pazar kirliliği şikayeti de yok.

Ama şimdi izninizle ben de bir alt yazı geçmezsem olmaz…

Haydi gelelim bugüne.

Anladık ki maalesef elimizde hiçbir şey yokmuş. Utandık, mahcup olduk, üzüldük falan ama şu atmosferi bir dağıtalım.

“Başkanım yeni şeylerden konuşalım mı izninizle? YENİ, çok yeni partiden mesela…

O da çok sancılı stresli bir dönem sonrası hayata geçirildi. Neler söylersiniz?”

“Şu anda Yeni Parti açısından yerel kongreler bitti. Ve 25 Kasım’da ilk kurultayımızı gerçekleştireceğiz. Artık örgütlenme ve yasal prosedürün tüm gerekliliği tamamlanmış olacak.”

“Peki, kurucu il başkanı Talat Yalaz’ın karşısına bir aday çıkmadı. Tek aday olarak kongreye gitti ve yeniden seçildi. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?”

“Yeni Parti 24 Temmuz’da kuruldu ve şimdi ekim ayını bitirdik. Yani üç ayda biz hem partiyi kurduk hem ilçelerde örgütlendik, hem yasal kongrelerimizi bitirdik ve 25 Kasım’da da kurultayımızı tamamlayacağız.

Eskişehir’de de Talat Bey’in tek aday olması parti kamuoyunda benimsenmiş olmasının bir göstergesi. Bir de bütün üyelerin katılımı ile yapılacak bir ön seçimde aday olmak öyle kolay değil.”

Sayın Yalaz, duyuyor musunuz? Ben demiştim, “Tek aday olayı çok havalı.” diye. :)

“Hatta yüzde yetmişin oyunu aldı. Bu ciddi bir duruş.” diyor Sayın Kurt.

“Peki Başkanım, hemen sonrasında Yeni Parti Milletvekili İbrahim Arslan’ın bir çıkışı oldu. “Kral çıplak.” dedi. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?”

“Şimdi parti içerisindeki dinamiklerde bunlar çok normal. Ama basın çok abarttı. Bir milletvekili partisinin kongresinde tabii ki kendince kanaatini, tespitlerini hatta eleştirilerini paylaşacak. Biz eleştiri ve özeleştiri kültürünü benimsemiş bir partiyiz.

Bizde herkes farklı farklı da olsa fikrini söyler ama biz sonuçta, ortak bir paydada buluşuruz. Bizim için temel hedef, partinin iktidar olmasıdır.”

“Peki Başkanım, sizin ferasetiniz çok kayda değer. Sizce ne olur akıbet?”

“Şu andaki yönetimin başarısız olduğunu görenlerdenim. Maalesef ekonomi çok zorda. Ürettiğini, bilgi donanımını değerlendiremeyen bir yönetim anlayışı ile 25 yıldır yönetiliyor. Hatta yönetilemiyor.

Ben sık sık çarşıda pazarda vatandaş ile görüşüyorum sohbet ediyorum. Ben sonucu anketten değil vatandaşın bizzat kendisinden gözünden dilinden anlıyorum zaten. Anladığım da şu: İşçi zaten bitmiş, emekli aç… Örgütsüz bir çalışan kitlesi var ama 15-16 milyon çalışanın sadece 2 milyonu sendikalı. İnanır mısın Asalet?” derken hemen yanından bir CV çıkarıyor.

Bir iş başvurusu.

“Bu başvuruda bir ibare var. Biz soruyoruz talep edilen ücret nedir diye? Çocuk yazmış ki 40.000. Ve bu çocuğun yabancı dil lisans diploması var. Yahu biz temizlik işçimize, bugün başlayana bile 55.000 TL ücret veriyoruz. Gençlerin umudu bitti. Türkiye’nin geldiği nokta bu. Ve işte Yeni Parti bunun için kuruldu. Bak şimdi, daha önceden Cumhuriyet Halk Partisi’nden partililer de memnundu, iktidar da memnundu ama ne zaman 2023’te Özgür Özel Genel başkan oldu 2024 seçimlerinde parti %34 oy aldı.

Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu, biz iktidar olacağız demeye başladı. Ve Cumhuriyet Halk Partisi tehlikeli olmaya başladı. Onun üzerine mutlak butlan operasyonu gerçekleştirildi. Ve butlancı işbirlikçiler ile beraber partimiz işgal edildi. İşte Yeni Parti bu yüzden kuruldu. Şimdi yapılan kamuoyu yoklamalarında Yeni Parti’nin iktidara yükselişi görülüyor. Düşünün şimdi, Eskişehir’de iki ayda hem parti kuruldu hem örgütlenildi hem de 12.000 üyeye ulaşıldı.

Eski partide kuruluştan beri toplam 20.000 üyemiz vardı. Bakın görün, biz yılbaşına kadar bile zaten üye sayımızı 20.000’e ulaştıracağız. Bu, şunu gösteriyor: İnsanlar Yeni Parti’ye güveniyor. Kurultaydan sonra da daha çok sahada olacağız. Şunu herkesin çok iyi bilmesi lazım. Dört dörtlük bir iktidar olmaz ama güven sağlamak önemli. Biz, bu güveni veriyoruz ve iktidar olacağız.”

“Peki, evvelki günkü köşe yazımda şöyle bir konu kaleme aldım başkanım: Dedim ki, Türkiye’nin birçok ilinde birçok CHP’li belediye başkanları AK Parti’ye geçti.

Hatta, İzmir belediye başkanı bile geçti.

Eskişehir’de tek bir ilçe belediye başkanı bile CHP’den AK Parti’ye geçmedi. Yeni Parti’den zaten yok. Siz bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?”

“Eskişehir halkının bir duruşu var. Bu durumu halk içine sindirmez. Bu yüzden de hiçbir politikacı cesaret edemez. Bizim tüm arkadaşlarımız ile istişaremiz sağlam. Bu konuda çok konuştuk ama böyle bir şey bizde söz konusu olmaz.”

Son soru… Herkes de gözüme bakıyor zira dışarıda bekleyenler de var malum.

“Başkanım, hayat ne gösterir belli olmaz ama ne düşünüyorsunuz? Bir kez daha milletvekili olmayı düşünür müsünüz Yeni Parti’den?”

“Benim böyle bir planım yok. Uzun süre aynı pozisyonda siyaset yapılmasını da doğru bulmuyorum. Özel hayatımız var, sosyal hayatımız var. Yeni Parti iktidar olsun da ben politika yapmasam da olur. Çünkü ben milletvekili iken partim belediye başkanı olmamı uygun gördü, öyle oldum. Partim ne derse o.”

“Fon meselesi olmasaydı seçim erken olabilir miydi sizce?

“Bu iktidarı hiçbir kötülük hiçbir olumsuzluk etkilemiyor. Bu kriz bizi etkiliyor zaten, onları etkilemiyor. Bak şimdi.” diyor başkan ve cebinden bir sürü not kartı çıkarıyor.

“Bak Asalet, Ekrem İmamoğlu savunmasında ne dedi biliyor musun?

İBB Seçiminin iptali, 19 Martta tutuklanması, CHP ye karşı mutlak butlan darbesi ve belediye başkanlarının tutuklanması ve üzerine bir de bu fon meselesi tamamen tek bir kişinin iktidar oldurulabilmesi gayretidir.

Ama bunların olması ile Türkiye ekonomisi beş yüz yetmiş yedi milyar altmış milyon dolar kaybetti… Türkiye’nin bir buçuk yıllık bütçesi…”

Kaç kaç?

Rakamla yazamam zaten ama Allahtan kayıt alıyorum.

“Yani bizim her krizi fırsata çevirmemiz lazım.” diyor Kazım Başkan..

Ne sohbetti ama…

“Çok teşekkür ediyorum KAZIM ABİ. Hem şahsım adına hem de ŞEHİR GAZETESİ adına çok teşekkür ediyorum.”

“Ben teşekkür ediyorum, bence de güzel sohbetti. Gel, bir de iki poz verelim hatıra kalsın…”

Unutulur mu zaten?