Veee evet Talat Yalaz…

Bugün bu sayfanın konuğu Yeni Parti Eskişehir İl Başkanı Talat Yalaz.

“Efendim merhaba nasılsınız?”

“Merhaba Asalet Hanım, hoş geldiniz.”

“Başkanım daha önce muhafazakar bir gazeteci ile röportaj yapmış mıydınız?”

Düşünüyor biraz ama aslında çok da emin başkan.

“Hayır ilk defa sizinle sohbet edeceğiz.” diyor.

“Evet, Büyükşehir belediye başkanımız Ayşe Ünlüce ile de röportaj yapan ilk muhafazakar gazeteciymişim, öyle söylüyorlar.” derken nasıl keyifliyim…

“Neden olmamış bilmem bu zamana kadar. Enteresan… Belki de bu tamamen sizinle alakalı. Mesela sağ cenahın siyasileri sol cenahın basınına demeç vermeyi, onlarla istişare etmeyi her zaman çok daha önemserler.” diyorum.

Yine gülüyor başkan ve “Haklısınız.” diyor.

Sonra tanışıp başlıyoruz sohbete.

“İzninizle efendim.”

“Buyurunuz.”

Ve ilk soru:

“Sarsıcı, gergin ve sancılı oldu Cumhuriyet Halk Partisi’nden ayrılmak. Unutulur günler değil malum. Tarihe not düşüldü adeta o dönem. Sizin açınızdan değerlendirelim istiyorum neler paylaşırsınız bizimle?”

“Kendi siyasi hayatım ile alakalı bir boyut var, bir de o zamanki partimiz olan Cumhuriyet Halk Partisi’nin iktidar yolunda yürüdüğü bir yol vardı. Yani iki boyutlu bir resim gibi. Birincisi yapılan yerel seçimlerde uzun yıllar sonra Türkiye çapında çok ciddi bir başarı elde edildi ve yapılan bütün anketlerde birinci parti çıkıyor ve gerçekleşecek bir seçimde Genel başkanımız Özgür Özel ile CHP iktidar olmak üzere… İnanılmaz bir ivme ile hareket ediyorsunuz ve bir anda bir mahkeme kararı ile partinizin yönetimine el konuluyor.

Bunu hem duyarlı bir vatandaş olarak hem de bir dava adamı olarak partimizin iktidar yolunda ilerlediğinden emin olanlar tarafından örülen bir duvar olarak görüyorum. İkinci olarak tabii ki yıllara yayılan bir emeğimiz var. Benim birçok pozisyonda aldığım görevler, üstesinden başarı ile geldiğimiz seçimler, kurduğumuz inşa ettiğimiz temeller, örgütlenmeler… Biz o dönem sandık görevlilerinin eğitimine başlamıştık. Daha ufukta seçim yokken biz sandıklara tek tek görevli yazmıştık.

Tam da böyle bir dönemde mutlak butlan vuku buldu. O nedenle aslında o bahsettiğimiz duvarın örülmesinde maalesef eski yol yürüdüğümüz arkadaşlarımızın da olmuş olması bizi bu yol ayrımına getirdi.”

“Bir hayal kırıklığı yaşıyor musunuz?”

“Tabii ki yaşıyoruz. Bir partinin mensubunun en önemli ideali o partiyi iktidar yapmak olmalı. Bizim genel başkanımız Özgür Özel bir kere seçilmedi. 3-4 kere biz, o başkanı tekrar tekrar seçtik. O bizim için sadece meşru olarak seçtiğimiz genel başkanımız değil, aynı zamanda gerçekten bu ülkeyi kurtarmak için bir irade ortaya koyduğu için, samimiyetinden, özverisinden hiç şüphe etmediğimiz için ve Türkiye’nin ikinci yüzyılında ipi göğüsleyecek önemli bir lider olduğu için arkasında durduk. Dolayısı ile o dönem bu yol ayrımı hepimizde hayal kırıklığı yarattı. Düşünün, bugün partinin il başkanısın yarın üyesi bile değilsin.”

O bunları anlatırken ben o günü tahayyül ediyorum. Parti binasının önünde biriken kalabalık, kürsüde elinde mikrofon sarsıla sarsıla konuşan, sesi titreyen, yudumladığı su bile boğazında taş gibi kalan il başkanlarını gözyaşları ile izliyordu. Belki de kimse unutmaz o günü. Herkes bir hayal kırıklığı yaşıyordu şüphesiz. Yıllarca beraber yol yürüdükleri bu partiye yine kendi içlerinden birileri kastetmişti. Kanser olmuştu adeta parti. Hem anlatıyor hem yine yudum yudum su içiyor Talat Başkan.

“Bakın Asalet Hanım, bizi görevden aldılar ama hemen akabinde de siyasi yasak getirmek için dava da açtılar.”

“Sahi, o mesele ne oldu Sayın Yalaz?”

“Kasım ayında gerçekleşecek bir dava ama bizim içimiz rahat Asalet Hanım. Biz kurultay delegelerimizden imza topladık, gidip o imzaları noter huzurunda tasdik ettirip genel merkeze de bizzat ben götürdüm, hatta o bahçede açıklamayı da ben yaptım. Olağanüstü kurultay yapılması için gerekli bütün başvuruları yaptık ama muvaffak olamadık. Dolayısı ile Yeni Parti’mizi kurduk.”

“Türkiye’de sizden hariç, bu şekilde siyasi deprem yaşayan il başkanı oldu mu o dönem?”

“Dört il başkanı ile birlikte ihraç edildik Asalet Hanım. Görevden alınan tabii çok ama partiden ihraç edilen dört il başkanıyız. Bana, benim ihracım ile alakalı bir açıklama yapılmadı ama genel merkezin bahçesinde 74 il başkanı adına açıklama yaptığım için olduğunu düşünüyorum.”

“Talat Yalaz isminin, o dönem Türkiye çapında çok öne çıktığı bir dönem. Sıradan bir il başkanı aksiyonu olamamıştı. Siz bayağı sesinizi yükseltmiştiniz Sayın Yalaz.”

“Yani tabii ki, biz Genel başkanımız Özgür Özel’in yol arkadaşlarıyız. Aldığı önemli kararları her zaman il başkanları ile istişare eden, bu partinin yönetiminde de bizi gerçek anlamda söz sahibi yapan, örgütüne değer veren çok önemli bir genel başkanımız var.

Biz burada hiyerarşi gözeterek değil de yol arkadaşı olarak hissettiğimiz için ciddi bir mücadele verdik. Genel merkeze polis ablukası yapılırken de oradaydık, olağanüstü kurultay talebini butlan yönetimine iletirken de oradaydık. O nedenle bu yolu hep birlikte yürüdük. Tabii ki bu mücadelemiz halkta da bir karşılık buldu.

Ve bu karşılığın sonucunda Yeni Parti kuruldu. Çok ciddi bir teveccüh var.

Mesele CHP’li olması da değil. O kadar çok farklı siyasi iradeye sahip vatandaşımız, biz CHP’li de değiliz ama size yapılan haksızlıktı, diyen o kadar fazla ki… Bu geri dönüşler bizi çok motive etti. İnancımızı sağlamlaştırdı. Başka şehirlerden bile Eskişehir’e gelip bize uğrayan desteklerini gösteren birçok vatandaşımız oldu.”

Tam da burada, şunu hatırlatıyor bu cevap bana: Mihalgazi belediye başkanımızın o mukaddes başörtüsü, şalvarına hakaret edilmesi sonrası Türkiye’de yaşanan infial ve Zeynep Başkan’a verilen destek gibi, Talat Yalaz’ın mutlak butlan kararı ile ihraç edilmesi de birçok kesimin desteğini oluşturmuş.

“Aynen de öyle…” diyor Talat Yalaz.

“Çok önemli bir örneğe değindiniz. Çünkü bizim toplumumuz, haksızlığa uğrayan kişilere sahip çıktığı gibi o haksızlığa karşı da bir duruş sergiliyor. Yani siz, bir il başkanını beğenirsiniz, beğenmezsiniz seversiniz sevmezsiniz, bir çırpıda partiden atabiliyorsanız bu haksızlıktır. Bu Talat Yalaz olsa da haksızlıktır. Afyon il başkanı olsa da, Kırıkkale il başkanı olsa da haksızlıktır. O nedenle Zeynep Başkan örneğinde de olduğu gibi, insanların giyiminden kuşamından, dininden, kişisel tasarruflarından, başörtüsünden yola çıkarak yadırganmasına ve yargılanmasına olması gerektiği gibi ciddi tepki gösteriyorlar ve göstermeliler de. O dönem de biz de Zeynep Başkan’a destek verdik, vermeliydik de… Bu ne kadar birbirine benzetilir, tartışılır ama toplumumuzun yapılan haksızlıklara karşı verdiği aksiyon hiçbir zaman azımsanamaz.”

Şimdi bir şeyi atlayamayacağım. Talat Başkan hep kürsüde gibi. Sesi, tonlaması o kadar tok ki, duvarlardan geri geliyor.

Daha önce de aynı şeyi hissetmiştim.

Sosyal medyadan takip ediyorum aslında normal konuşuyor ama sanki o sol yumruk hep havada ve hep bir slogan atıyor.

“12 Eylül dönemindeki gibi bir atmosferiniz var başkanım. Bana Deniz Gezmiş’i hatırlatıyorsunuz hep. Neden bilmem, hep böyle hissediyorum. Aslında belki de şundan kaynaklanıyor, hani hep daha önce de meydanları işaret ediyordunuz ya Sayın Yalaz. Meydanlara ineriz, eylem yaparız sesimizi yükseltiriz falan… Belki de tamamen bundan…”

“Yani şöyle, tabii ki Deniz Gezmiş mücadele tarihimizde çok önemli bir yere sahip, davası uğruna hayatını feda etmiş bir siyasi figürdür. Onu da anmış olalım.

Davası için, kendisini, yaşamının tümünü, geleceğini, özgürlüğünü ortaya koyan insanlar kıymetlidir. Deniz Gezmiş de kıymetlidir, Ekrem İmamoğlu da kıymetlidir.

Çünkü bu insanlar siyaset yaptıkları için içerideler. Tabii sokağı işaret etmek siyasi bir düstur olamaz ama vatandaşın iradesini ortaya koyduğu yerler her ne kadar sandık ise de aldığı tavrı göstereceği yerler de meydanlardır. Mesela Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan da 15 Temmuz’da halkı meydanlara davet etti. Dolayısı ile tamamen barış içerisinde, bakın bunu özellikle ifade etmek istiyorum devletin malına zarar vermeden, vurmadan, kırmadan, dağılmadan, dağıtmadan, kimsenin güvenliğini tehdit etmeden sadece tavır sergilemekten bahsediyorum. Olması gereken sadece budur. Ben idealist bir il başkanıyım ve Allah bunu kaybettirmesin. Bizim, Türkiye’nin çok daha iyi şartlarda yönetilmesi için kafamızda bir şablon var ve o şablonun olması için o günün şartları neyi gerektiriyorsa onu yaparız. Ben sokağı işaret ettiğim zaman hukukun tükendiği bir konjektürde sokağı işaret ediyorum. Bakın, ben Türkiye’de en çok öğrenci eylemlerine katılan il başkanıyım, gezi olaylarına da katılmıştım.”

“Eylem seviyorsunuz Sayın Yalaz.”

“Evet…” diyor.

Dedim ya, tam 12 Eylül yıllarının atmosferinin delikanlısı. Kendi masada ruhu hep meydanlarda. Sesi de hep yüksek. Kurduğu her cümle slogan edasında. Tam gergin siyasetin adamı Sayın Yalaz. Döneminin siyasetçisi. Çok sakin bir siyaset ortamı pek onluk değil. Belki böyle olmasaydı yakın geçmişte yaşanılan krizler zor atlatılırdı.

Devam mı? Tabii ki devam…

Aslında sorular da sohbet esnasında gelişiyor.

“Sayın Yalaz, sizi ihraç ederek siyasi hayatınızı sonlandırmak isteyenlere bugün geldiğiniz noktada ne söylemek istersiniz?”

“Durduramadılar Asalet Hanım. Amaçlarına ulaşamadılar. Çünkü siyaset halkla yapılır, toplumla yapılır. Toplum kimin arkasında ise o güçlüdür. Toplum bizim arkamızda ve biz sapasağlam kadrolarımız ile önümüze bakıp devam ediyoruz. Biz kaybedenleri geride bıraktık. Bizim kaybetmeye alışmış, alıştırılmış olanlara söyleyecek sözümüz yok zaten halk gerekeni söylüyor.”

“Peki, sizce AK Parti’nin en önemli sorunu nedir Sayın Yalaz?”

“Yönetememek.” demez mi?

“Dahası, yönetemediğinin de farkında olmamaktır.”

“Ülke genelinde mi, Eskişehir özelinde mi?” diyorum ama nefes almadan cevap veriyor.

“Eskişehir’de zaten yönetim hiç yok da…” diyor, durum ortada.

“Ülke genelinde de yönetememek hat safhada.”

Vallahi sadece soru soruyorum, cevap alıyorum. :)

Amaç sadece röportaj…

Burada bir iktidar-muhalefet münazarası döndürmüyoruz malum. :)

Sesi de yüksek başkanın, ben de istemsizce ayak uydurup bağıra bağıra soruyorum, muhtemelen bütün apartman röportaja dahil.

Neyse devam ediyor…

“Ama…” diyor Sayın Yalaz,

“İktidar partisinin Eskişehir’e yönelik yönetmesi gereken krizler var, onları da yapmıyorlar, sürekli geçmişte yaptıklarını anlatarak bugün yapmaları gerekenleri hep öteliyorlar. Biz yeni çevre yolu diyoruz, onlar seneler önce çevre yoluna yaptıkları üst geçidi anlatıyorlar. İyi de o üst geçit de eskidi zaten. Bugün Kırka üzerinden Afyon’a kadar devam eden o yola bir bakın. Afyon il sınırından sonra yapılmış yola bakın. Yani iktidar Eskişehirliyi oy tercihinden dolayı cezalandırıyor bu çok açık. AK Parti İl Başkanı Eskişehir’e yatırım getirmek yerine bir konsey grup o konsey ile iktidara ulaşmaya çalışıyor. Bakın ben bugün Yeni Parti il başkanıyım. Yarın iktidar olduğumuzda gidip bir bakan ile görüşme yapabilmem için bir konseye ihtiyaç duyabilir miyim? Bu benim görevimdir zaten.

Gürhan Albayrak görevinin ve aldığı sorumluluğun farkında değil. Ve artık bu çok görünür durumda. Asalet Hanım, o ölüm yolu denilen Seyitgazi… Her gün kaza olur orada. Bugün bir bütçe bildiriyorlar. O yolun %4.70’i falan yapabilirler o bütçe ile. Mümkün değil.

Gerekli bütçeyi bile alamıyorlar. Özellikle İbrahim Arslan vekilimiz, bu rakamlar konusunda çok hassas ve çok vâkıf. Ve inanın tüm bu konularda bizler ciddi takipçisiyiz.”

“Peki Sayın Yalaz, sizin siyasi bir hedefiniz var mı? CHP’de iken de var mıydı? Şimdiden sonra mesela, bir planınız var mı?”

“Yani şöyle, benim en önemli hedefim Yeni Parti’mizi iktidar yapmak. Bir kişinin ortaya iddia koyması iyi bir şeydir. Hırs da bir noktaya kadar iyi bir şeydir ama ihtiras tehlikelidir. İhtiras boyutunda hedef haline getirdiğim hiçbir şey yok. Beni tanıyanlar bunu bilirler zaten. Ben siyaseti severim, halkın arasında olmayı severim, halk ile beraber politika üretmekten keyif alan bir siyasetçiyim.”

“Peki halk işaret ederse ne düşünürsünüz Sayın Yalaz?”

“Halk işaret ederse, örgütüm işaret ederse her türlü göreve talibim.”

Oooo aldık cevabı. Yani, aslında ‘loading’ durumu var. Tabii daha seçime var. Şimdilik böyle cevaplar olabilir, siyaset matematiği böyle. Kimi der ki, görev istenmez verilir, teşkilatımız bilir. Kimi de der ki, örgütüm işaret ederse görev alırım. Adres hep aynı, sadece ifade farklı. Neyse bugünün il başkanları yarın ne olur hep beraber göreceğiz. Heyecanlandım.

Tam burada slogan gibi bir cümle kurdu Sayın Yalaz:

“Bizim örgütümüz yanılmaz! Onlar layık görüyorlarsa o, benim layık olduğum görevdir!”

Çok havalı cevaplar değil mi?

Neyse, koptuk gidiyoruz. Tutan mı var?

“Sayın Yalaz, partinin ismi ‘Yeni’ ya hani…

Şunu merak ediyorum: Önceki partiden çok fazla, hatta çoğunluğu aldınız ama ‘Yeni’, yani daha önce hiç siyaset yapmamış, siyasi partiye üye olmamış üyeleriniz var mı?”

“Tabii… Hem de 4000 civarında çok yeni üyemiz var. Bu 4000 kişi daha önce ne CHP’deydi ne de başka bir siyasi partide…

İlk üyelikleri bizim partimize, yani Yeni Parti’ye gerçekleşen yol arkadaşlarımız.”

O kadar yükseldi ki ortam, hakikaten her cümlemiz yankılanıyor. :)

Ben biraz ses düşsün istiyorum okkalı bir soru sorayım istiyorum.

“Sayın Yalaz, birinci parti olmazsak istifa ederim demiştiniz, bu sözünüzün arkasında mısınız?”

“Eee tabii ki…” diyor. “Biz Eskişehir’de zaten yıllardır iktidarız. Böyle de devam edecek” diyor.

Eskişehir’de… Espri mi yaptı ki, diyorum ama ciddi. Meğer Eskişehir’i baz almış. Ben kimseye de sorularımı vermedim, paylaşmadım ama cevapları da ezberleyip gelen öğrenci gibi Sayın Yalaz. Siyasi matematiği çözmüş esprisini yapıyor.

Yarışa kurdelenin az gerisinde başlayıp en arkadakine, beni geçersen kupa senin diyor.

Gülemedim… Uzunca sustum.

Hayıflandım da… Çay da neden karton bardakta?

“Şimdi Sayın Yalaz, bakın defalarca yazdık, çizdik, sorduk şimdi bir daha sormazsam olmaz. Atatürk Kültür ve Kongre Merkezi’nde gerçekleşen programların faturasını CHP’li meclis üyelerinin ve il başkanının ödediği iddia ediliyor. Doğru mu?”

“Asalet Hanım, genel başkanımız 8 Mart Dünya Kadınlar Günü dolayısı ile Eskişehir’deydi. O sırada Cumhuriyet Halk Partisi genel başkanıydı. Sonra da resmi grup başkanı olarak grup toplantısını hem bana destek olmak için hem de Ankara’da NATO zirvesi olduğu için Eskişehir’de yaptı.

Kurumsal kimlik olarak tabii ki o faturayı CHP ödeyecekti. Sokaktan para toplanmadı ki. Partinin milyarlarca lira parasını bırakmışız biz onlara. Dolayısı ile faturayı onların ödemesinde bir beis yok, olamaz da.

O para, partinin parasıydı. Kimse cebinden ödemiş gibi de ahkam kesemez.

“Şimdi CHP’den Yeni Parti’ye geçiş de öyle çok da toplu olmadı. Kademeli gibi olsa da bir ikna dönemi oldu. Belki de en önemli isim Ayşe Ünlüce oldu.” dedim elimi yüreğime götürerek… :)

Canım yanmış olabilir o ara… :)

“Ama tek bir isim ikna olmadı. Sivrihisar belediye başkanı Habil Dökmeci. İlişkileriniz ne durumda? Sanki gergin, kopuk ve buz gibi…”

“Yani şöyle, benim kendileri ile şahsi hiçbir problemim yok. Ama basına neden bu şekilde yansıdı ben hâlâ anlamış değilim. Ben kendileri ile hiçbir sıkıntı yaşamadım.

Hatta en son yaptığımız toplantıda kendisi de vardı ve benimle alakalı bir sorunun olmadığını, bundan sonra da birbirimiz hakkında olumsuz ifadeler kullanmamamız konusunda hemfikir olduk. Helalleştik, sarıldık ve ayrıldık. Yani aslında lanse edildiği gibi bir problem yok. Ama neden öyleymiş gibi bir algı var anlamadım…”

Öyle bakıyorum ben. Var yok gibi bir gerginlik, der gibi ama üstelemiyorum da.

Öyle anlaşmışlar, birbirleri hakkında olumsuz konuşmuyorlar. Magazine dönsün de istemiyorum açıkçası.

Saygı duyuyorum.

Ve son soru:

Herkes için aynı…

“Şehir Gazetesi’ni okuyor musunuz?”

“Tabii ki. Zaten meslek etiği olarak bu işin hakkını vermek çok önemli ve Şehir Gazetesi’ni de titizlikle takip ediyorum ve okuyorum. Sizin de köşe yazılarınızı hep okurdum, bugün bizzat tanışmaktan dolayı çok mutluyum. Etkili, güçlü bir kaleminiz ve kitleniz var tebrik ediyorum. Kapımız size her zaman açık, ne zaman isterseniz sizi misafir etmekten mutluluk duyarız Asalet Hanım.”

Ve efendim, ne değişik oldu böyle değil mi?

Güzel de oldu sanki. Daha yakından tanıdık Talat Yalaz’ı.

Çalıkuşu Yazıcı'dan net mesaj: “İç çekişmeleri bitirmeye geldik”
Çalıkuşu Yazıcı'dan net mesaj: “İç çekişmeleri bitirmeye geldik”
İçeriği Görüntüle

Bu arada tek aday olarak kongreye gidiyormuş Sayın Yalaz.

“Ben seçildim, Allah herkese nasip etsin seçilen il başkanı olmayı.” dedi.

Ben o ara köprübaşına süzülen gondola bakıyordum. Lafı da vurdu, o son rüzgarı da estirdi anlayacağınız…

Evet dostlar, bugün de böyle bitti.

Nokta koymadık, kocaman bir virgül koyduk.

Yeni’den görüşmek üzere…

Kaynak: haber merkezi