Eskişehir-Bilecik Tabip Odası Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Mehmet Akif Aladağ: Sağlıkta şiddetin önlenebilmesi için Türk Tabipleri Birliği tarafından hazırlanıp TBMM’de bekletilen ‘Sağlıkta Şiddeti Önleme Yasa tasarısı’ kanunlaşırsa, cezalar önemli ölçüde artacağı için sağlık çalışanına şiddet uygulamasının çok azalacağını düşünüyoruz.
Bu yıl ‘Hekimlik yapmak istiyoruz’. Tuhaf gelebilir ama değil. ‘Sağlıkta Dönüşüm Programı’ sonunda geldiğimiz noktada sağlık çalışanları mutsuz, gelecekten umutsuz, aşırı çalışma yükü altında meslekten soğumuş ve şiddet dolu bir ortamda çalışmaktan boğuluyorlar artık...
Dr. Aladağ, Gazete Eskişehir Ekspres'in 14 Mart Tıp Bayramı Özel Sayısı'na özel açıklamalarda bulundu.
Röportaj Nevin Bulut Atak, Eskişehir Ekspres
Tıp Bayramı ve sağlık çalışanlarının talepleri gündeme geliyor. Sağlık çalışanlarının beklentileri nelerdir?
Aslında çok basit bir talebimiz var bu yıl “Hekimlik Yapmak İstiyoruz” Tuhaf gelebilir ama değil. Gerçekten yıllardır uygulanan “Sağlıkta Dönüşüm Programı” sonunda geldiğimiz noktada sağlık çalışanları mutsuz, gelecekten umutsuz, aşırı çalışma yükü altında meslekten soğumuş ve şiddet dolu bir ortamda çalışmaktan boğuluyorlar artık. Mesleğimizi layıkıyla yapamaz olduk. Sağlıkta dönüşüm denen aslında sağlık hizmetlerinin özelleştirilmesi temeline dayanmaktadır. Devlet elini sağlıktan çekecek, sağlık hak olmaktan çıkarılacak ve ihtiyacı olan kişi belli bir bedel karşılığı sağlık hizmetine ulaşacak. Aynen böyle oldu. Adalet ve Kalkınma Partisi iktidara geldiğinde 18 milyar TL olan sağlık harcamaları 2018 yılında 165 milyar TL’e çıkmıştır, ama daha önemlisi 114 milyar TL’sinin kişilerin kendi cebinden harcadığı görülmektedir. Bu durum sürdürülebilir değildir. Nitekim bugün 13 milyon vatandaşımız hiç GSS kapsamına giremediği, 5 milyonu aşkın vatandaşımızın GSS prim borcu nedeniyle sağlık hakkına ulaşamadığı bir dönemi yaşıyoruz. Kışkırtılmış bu sağlık talebi sonunda 120 milyon yurttaşımızın acil servislere akın ettiği herkesin neredeyse 2 adet tomografi ve MR’a sahip olduğu,14 milyar TL yıllık şehir hastanelerine kira bedeli ödendiği içinden çıkılmaz bir hale gelmesinden bahsediyoruz. Bütün bunları farkında olmayanlara sağlık çalışanlarının nasıl bir sistem içinde çalışmaya çalıştıklarını anlatmak için söyledim.
5 dakika yeterli olamaz
MHRS denilen randevu sisteminin artık 5 dakikaya düştüğü bir sağlık ortamı bu. Bu süre bir kişinin hastalık öyküsünün alınması, muayenesinin yapılması, tetkiklerinin istenmesi, tetkiklerinin sonuçlarının değerlendirilmesi, tanı konulup tedavisinin düzenlenmesi için yeterli olamaz. Daha anlatılacak çok şey var ama kısaca bu şartlarda hekimlik yapmaya çalışıyoruz ama biz yapmaya çalışmak değil gerçek hekimlik yapmak istiyoruz. Birinci basamakta reçete yazma ofisi olmaktan çıkarılarak koruyucu hekimliğin ön plana çıkarıldığı, hastanelerimizde mobbing, tehdit, şiddet ve kaosun olmadığı, hastalara yeterli sürenin ayrıldığı (ki bu süre DSÖ tarafından en az 20 dakika olarak belirlenmiştir) emeğimizin karşılığını alarak güvencesinin olduğu, bilimsel tıp eğitiminin öncelendiği, hakkaniyet, liyakat ve adaletli bir ortamda çalışmak istiyoruz. Kısacası sağlıkta dönüşüm denilen bu ucube sistem yerine “İnsanların hastalanmasını önleyen koruyucu hekimlik uygulamalarının temelini oluşturduğu, herkese eşit, ulaşılabilir, ücretsiz, bilimsel, kaliteli, insanca” bir sağlık sistemi modeline geçilmesini talep ediyoruz.
Şiddete karşı hiçbir ciddi adım olmadı
Sağlık çalışanları ile vatandaşlar çoğu zaman karşı karşıya geliyor. Bu gibi durumlarda şiddet de yaşanabiliyor. Her iki tarafın zarar görmemesi için çözüm öneriniz nedir?
Ülkemizde şiddet kol geziyor. Yaşamın her anında şiddeti besleyen, neredeyse kutsayan bir iklim var. Ülkeyi ve sağlık sistemini yönetenlerin, duygusal ve kırılgan zemini olup tüketim nesnesi haline getirilen sağlık hizmetindeki şiddete karşı hiçbir ciddi adımı olmadı. Sağlıktaki şiddet eğilimini önce inkâr eden, ardından şiddetin mağduru hekimleri ve sağlık çalışanlarını suçlayan idareciler; olaylar yılda en az bir hekim ya da sağlık çalışanının ölümüne, yüzlercesinin yaralanmasına ve binlercesinin sözlü ya da fiili tacizine dönüşünce şekilsel ve kararlılık içermeyen adımlarla oyalama yoluna gittiler. Sağlık hizmeti sunarken şiddete uğrayan, öldürülen, bıçaklanan, kafasında mermer kırılan, tekmelere maruz kalan, küfür ve hakaret edilen hekimlerin ve sağlık çalışanlarının arkasından timsah gözyaşları döktüler. Oy kaybederiz kaygısıyla her beklentilerinin anında ve talep ettikleri biçimde karşılanmasını isteyenlerin sırtını sıvazladılar. Örneğin gittiği Aile Sağlığı Merkezinde, olmayan hastaya ilaç yazılmasını, saptanmayan hastalığa tedavi uygulanmasını, gerekmeyen raporun verilmesini, istediği her ilacın reçete edilmesini istemekle kalmayıp usulsüz ve etik dışı talebinin karşılanmaması durumunda şiddete başvuran binlerce insan, sıradan bir kavgaya, karşılıklı darba karışmış gibi muamele gördü.
Somut adımların atılması artık zorunluluktur
80 milyon nüfuslu ülkede 120 milyon kişinin acil servislere gittiği yanlış kurgulanmış bu sitemde kendi hastasının ve yakınlarının beklentileri karşılanmadığı anda acil servisleri savaş alanına çeviren, acil servis içerisinde cinayet işleyebilen, sağlık çalışanlarının yanı sıra sedyede yatan başka hastaların bile ölümüne yol açan bir cinnet ortamı sıradanlaştı. Ne bir Aile Sağlığı Merkezinde ne de herhangi bir hastane ortamında sözel ya da fiili şiddete hiç kimsenin kalkışamayacağı, şiddete sıfır tolerans gösterileceğine dair caydırıcı, sonuç alıcı ve somut adımların atılması artık zorunluluktur.Sağlıkta şiddetin temel sebebi bu sistemdir ve bu sistemi yaratanlardır. Hiç kimsenin mutlu olmadığı tatminkâr sağlık hizmetini alamadığı bu ortamı hazırlayanlar aynı zamanda bunun sebebi olarak sağlık çalışanlarını göstererek aslında kendilerine yönelmesi gereken öfkeyi çalışanlara kanalize etmektedirler. Böylece aslında sistemin iki mağduru hasta ve sağlık çalışanı birbiri ile çatışırken yukarıdan bunu bıyık altından gülerek izleyenlerin var olduğunu halkımızın görmesi gerekir. Yine de sağlıkta şiddetin önlenebilmesi için Türk Tabipleri Birliği tarafından hazırlanıp TBMM’de bekletilen “Sağlıkta Şiddeti Önleme Yasa tasarısı” kanunlaşırsa, cezalar önemli ölçüde artacağı için sağlık çalışanına şiddet uygulamasının çok azalacağını düşünüyoruz.
Sağlıklı mutlu insan sayısı artırılmalı
Eskişehir’de sağlık yatırımı yeterli mi, bu konuda önerileriniz neler?
Sağlık yatırımı denince insanın aklına hastaneler geliyorsa eğer bence yeterli hastane var. Hatta Tıp Fakültemiz, şehir hastanemiz, devlet hastanemiz ve özel hastanelerimizle Türkiye’nin birçok kentinde olmayan bir çeşitliliğe sahibiz diyebiliriz. Ama sağlık yatırımı denince hastalık halinde hizmet alacağın yerin mevcut olması mıdır, yoksa insanların sağlıklı yaşamasına olanak sağlayan yatırımlar mıdır diye sorarsak cevap değişebilir. Örneğin bir bebeğin anne rahmine düştüğünden itibaren sağlıklı bir hamilelik dönemi geçirebilmesi için kadınların bir başvurabileceği ücretsiz merkezlerimiz var mıdır? Daha ilerisi bunu kendisine görev edinmiş ve alt yapısını hazırlamış yerel bir modelimiz var mı? Salgın hastalık, doğal afet gibi durumlara hazırlıklı mıyız gerekli alt yapı yatırımları var mı, görevliler hazır mı, teknik olarak hazır mıyız, finans sorunu çözülmüş mü? Hava kirliliğini önleme, çevre duyarlılığı, doğaya saygılı yapıların inşaatı, trafik araç sayısının azaltılması, insanların sağlıklı ortamlarda ücretsiz spor olanaklarının olması, kent insanının bunun için düzenli eğitim alabilmesi ve bir sağlıklı kent bilincinin oluşturulması, sağlıklı yaşlanma ortamının oluşturulması gibi daha çok sayılabilir. İşte bana göre sağlık yatırımı budur, hastalık ve hasta sayısını azaltıp sağlıklı mutlu insan sayısını artıracak yatırımlardır.
Son olarak 14 Mart mesajınızı alabilir miyim?
Sözel ve fiziksel şiddettin olmadığı, yönetici tacizi, tehdidi, mobbingin uygulanmadığı, emeklilikte insanca yaşayacağımız ücret aldığımız, tıp eğitiminin içinin boşaltılmadığı, uzmanlık eğitiminin fiili olarak yok sayılmadığı, liyakatin yerini siyasi kayırmanın almadığı, atamaların KHK ile engellenmediği, özel hastanelerde ciro baskısına maruz kalmadan, acil servislerde sadece acil hastalara baktığımız, aile hekimliklerinde olur olmaz raporlar vermeye zorlanmadığımız, hastalarımıza yeterli süre ayırarak huzurlu ve sağlıklı bir ortamda, etik değerlerimize bağlı kalarak hekimlik yapmak istiyoruz. Tüm meslektaşlarımın 14 Mart Tıp Bayramını kutlarken Eskişehirli hemşerilerimize de sağlıklı bir kentte sağlıkla yaşlanmayı dilerim.